
Dün saat 22:00 sularında kapı çaldı. Kapıyı bir açtım ki; iki arkadaşım. Sana çay içmeğe geldik dediler. Şaşkınlıkla buyurun dedim. Evin hali berbattı. Neyse canım, yabancı değillerdi ya. Çayları koyduk. Kızlardan biri sordu.
- Yaa çok merak ediyorum ve hiç anlamıyorum. Bize biraz ergenekon, ay ışığı, sarıkız, balyoz nedir? Anlatır mısın? Mesela (gazeteyi göstererek) niye almışlar bu adamları içeri?
Kendi çapımda, kendimin de anladığı kadar anlatmaya başladım. Nasıl oldu bilmiyorum, kendimi Diyarbakırda buldum. Diyarbakır konuşulur da Gaffar Okan konuşulmaz mı? Kendimden emin, karşımdakinin de konuya hakim olduğunu düşünerek başladım.
- Rahmetli Gaffar Okkan...
Demeye kalmadı. Heyecanla başladığım söz şu soruyla bıcak gibi kesildi.
- O kim?
O kim? O kim? O an da kala kaldım. İçimden; O, o bir kahraman, o Türkiyenin kapanmayan yarası... Gibi düşünceler geçti. Hiç birini söyliyesim gelmedi. Şevkim kırılmıştı.
Yıllardır savunduğum teori çökmüştü. Hep " Gençler olarak bilinçliyiz. Devleti, milleti, gündemi takip ediyor, ilgilenmiyor görünsekte, neyin ne olduğunu biliyoruz." Derdim. Öyle olmadığını gözlerimle gördüm. Onun bu kadar ilgisiz olduğunu yeni anladım. Daha önce bu konuları hiç konuşmamıştık. Düşüncelerden sıyrıldım ve;
- Boş ver canım. Hadi biraz da sen anlat. Yeni bir şey aldın mı? İndirim var mı?
Bir an da, siyasi konuların kasvetiyle gerilmiş olan kızın gözleri parladı. Onun ilgi alanına geçmiştik sonunda.
O zevkle anlatıyordu. Ama ben, yüreğimi sızlatan o soruyu düşünmekten kendimi alamıyordum. "O kim."
Şimdi yazımı bitiricem ve nette Rahmetli Ali Okkan hakkında ne kadar bilgi varsa linklerini arkadaşıma göndericem. Umarım, sorusunun cevabını doğru olarak bulur.
Onu ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.